Monday, January 14

ben değilim


yok oldukça
içim dışım sağım solum sen
yalnızlıktan
artık sesleri görüyorum ben
artık renkleri duyuyorum ben

brr

6 dünya kupası gördüm, böyle soğuk görmedim.

geçmişten günümüze

bugün bu blogda kendilerinden hiç bahsetmediğim için bana zaman zaman trip atan kadim dostlarım aycan ve ayfer ile armada tadım pizza'da mcm kanalı eşliğinde türkçe rapin mi fransızca rapin mi daha katlanılmaz olduğunu tartışırken, aycan arkadaşım benden özel bir post rica etti. bi eski walkmanlari düşünüp bi de şimdi cep telefonlarıyla müzik dinleyebiliyor olmamız gerçeğinin kendisini değişik duygulara sürüklediğini belirtip, walkmanle başlayıp devasa discmanlerden geçip mp3 player ve müzik çalan cep telefonuna kadar varan "taşınabilir müzik çalma aleti" geçmişine bir bakış atmamı istedi. işbu sebeple google graphicse girip "walkman" diye arama yaptığımda yanyana beni selamlayan resimler sanıyorum bütün sözcüklere bedel.



aslen geçmişten günümüze denilince benim aklıma ilk gelen şey/isim gwen stefani oluyor. tüm zamanları(mı)n en sevilen grubu olma özelliklerini güç bela korumaya çalışan no doubt grubunun "moda ikonu" solisti, zaman içinde geçirdiği evrimle (şekil 3a) kendine copycatler -ankaralılar bilirler, burda var bitane ancak o da collezionedan giyinmek suretiyle çakma gwen stefanilikten öteye gidemiyor-, birsürü birsürü fanler edinmeyi, taş gibi bi adamla evlenip mini mini bebeler doğurmayı başardı başarmasına..



ancak bu süreç içersinde müzikalitesi tam tersine bi hareket çizerek gittikçe popüler, zenci destekli, bling bling bir hal aldı. nerde o eskilerin ska grubu, nerde britney spears tadında parçalar yapan gwen stefani. "don't you think I know exactly where I stand/this world is forcing me to hold your hand/cause I'm just a girl" diye şarkı yapıp en kaliteli cinsinden girl power nidalarında bulunan bir ablamızın kariyerinin "I ain't no hollaback girl" noktasına gelmiş olmasını dolu dolu gözlerle izliyor bu deli gönlüm.

Saturday, January 12

günün mönüsü

dün gece evimde uyumamış olmanın verdiği uykusuzluk ve rahatsızlık hali günün erken saatlerinde kendini göstermeye başladı. uyandıktan sonra bir daha asla uyuyamayan bir insan olarak cumartesinin ilk işini de odamı toplama olarak belirledim ben de. annemin "her gün çıkardıklarını katlayıp yerine koysan her hafta odanı toplamak zorunda kalmazsın" tadındaki özlü sözlerinin aksine anladım ki ben bir hafta boyunca üzerimden her çıkarttığımı biyerlere atıp haftasonu toptan katlama-yerleştirme yapınca daha mutlu oluyorum. odamı topladım huzurluyum hissi kaplıyo içimi.
bugün evde varlığından habersiz olduğum bi sırt kaşıma aleti buldum. sırt kaşıma aleti deyince baya teknolojik şeyler geliyor insanın gözünün önüne ancak bu dediğim bildiğiniz ucu parmak şeklinde olan uzun sopa. normal şartlarda elimizin yetişemeyeceği yerleri kaşımak için bu sopadaki tahta eli kullanıyoruz. her ne kadar işe yarasa da, çok yalnızlık çağrışımı yapan bir alet gibi geliyor bana. hani sırtımı kaşıyacak kimsem yok bu sopayı kullanıyorum der gibi.
çirkef futboldan/futbolcudan hiç hazzetmiyorum. bu yüzden ali tandoğan ve baki gibi futbolcularımızın tez zamanda gönderilmesi en büyük dileğim. kötü futbolun hakim olduğu, bence hakkı beraberlik olan ve izlerken uyku getirten temposuz maçın sonucu beşiktaşkımın 3 puan alması oldu. konyaya karşı alınan galibiyet çirkef futbolculara ve dinci taraftara , "bu nobre bu takıma ne yaptı bugüne kadar" diye sinir krizi cümleleri sarfederken nobre'nin galibiyet golünü atması da bana kapak oldu.
bu gece boğazımdaki şişlik ve ağzımdaki tatsızlığa rağmen gurbet ellerden gelen arkadaşının doğumgünü kutlaması için dışarı çıkmak zorunda olan bünyem yarına çıkabilirse, görüşürüz.

Thursday, January 10

by and by I die



popüler olan kişi ben olmadığım sürece popülerlikten kaçtığım, herkesin izlediği filmlere, okuduğu kitaplara gıcık olup kendilerini izlemediğim/okumadığım yakın çevrem tarafından bilinen bi gerçektir. ve fakat herkesin olduğu hastalığı ben de olmuş bulunmaktayım, hayırlı olsun.

Tuesday, January 8

bitiş


yurtkurdan an itibariyle aldığım son haberlere göre kendilerine 2009'a kadar yaklaşık 5 milyarlık bir geri ödeme yapmam gerekiyor. kendileri sağolsun evime bir haber göndermeden aralıkta ödememi başlatıp habersiz olduğum için ödememi yapmayınca da faizi geçirmişler ve 31 aralıktan beri her gün geçirmeye devam ediyorlar. şimdi nedir, 3 ayda bir 800 liraya yakın para ödemem gerekiyor. zamanında bu alınan paralar nereye gitti diye kendime sorduğumda dolabımda kimisi bir kez bile giyilmemiş eşyalar geliyor gözümün önüne, bu da işin acı ve "gençtik, hovardaydık" kısmı. bununla birlikte ağzımdan düşmeyen süt dişlerim ve gerilerden atak yapmayan gömülü dişlerimin tedavisi için harcamam gereken parayı da düşününce, hesaplamalar başlıyor; alınan maaş eksi kredi borcu taksidi artı yurtkur taksidi artı telefon ve digiturk faturaları artı kredi kartlarına ödenecek para eşittir voodoogirl işe gidiyor, voodoogirl eve dönüyor. hayatımda geldiğim nokta budur.
the end.

Sunday, January 6

shoot



bir pazar gününü ne lapa lapa yağan karın kirletilmemiş beyazlığında, ne de kahvenin mistik şekillerle göğe doğru yükselen mis kokulu dumanında geçirdim.
hayat yaptığımız seçimlerden oluşur.

Saturday, January 5

duygusal halı yıkama





http://www.duygusalhaliyikama.com

son dizeyi gümüş tepside müşteriliği severek yaşayan dünyadaki tüm müşterilere ve insanlarını hayvanlarını ve bitkilerini severek sonsuza dek mutlulukla yaşayacağımız insanlığa hizmetin bir parçası olmak için hizmet ediyorum o halde varım diyerek varolmak isteyen asyalı, avrupalı, amerikalı, asyalı tüm hizmet gönüllü kahramanlarımıza saygı sanatımızla sunuyoruz.
tanrım seni duyguluyorum.

liderlik uzmanlık ve tescilli markamızla
ve söğüt dalıyla sembolleştirdiğimiz toplam kalite yönetimimizle
ve erdemli ruhun izinde uçarken bestelediğimiz
"nerede lekeler nerede kirler sevimli değilsiniz
halılar seviyoruz sizi biz" diye huşuyla söylediğimiz sevgi marşımızla
evrende eğiliyoruz canlıların ve cansızların önünde
yaşasın tüm dünyanın halı yıkayıcıları
yaşasın dünyanın en duygusal halı yıkayıcıları
yaşasın parlayan aşk

forgive me father for i have sinned


bugün iş çıkışı gittiğim ankamall pull&bear mağazasında, daha önceden görüp çok beğendiğim, ancak takılı olduğu t-shirtü hayatta giymeyeceğim için 30 ytl vermek istemediğim, "ayrı satıyor musunuz?" soruma "hayır" yanıtı aldığım plak şeklindeki rozeti çaldım.

pişman değilim.

Thursday, January 3

hiç

Yılbaşı tacizcileri serbest
Taksim Meydanı’nda yılbaşı gecesi turistleri taciz ettikleri gerekçesiyle gözaltına alınan 5 kişi serbest bırakıldı.




sözlerin bittiği, resimlerin gereğinden fazla şey söylediği anların birinde, içime oturan duygunun tarifi yok. onlar çoğunluk olduğuna göre, bu ülkeden siktir olup gitmesi gereken kişi benim.