bir süredir, içinde bulunduğum anı sallamayıp sadece gelecekte belirlediğim noktalara ulaşma amacıyla yaşadığımı farketmiş ve bundan da yeterince sıkkınlık duymaya başlamıştım ki daha kötüsü oldu, o belirlediğim ve beklediğim gelecek anları da tad vermemeye başladı. çok felsefik birşeymiş gibi görünmüş olabilir de kastettiğim aslında tüm haftayı cumartesi olsun diye yaşamak gibi birşey. mevsim değişimi midir, gezegenler yine birbirlerine mi giriyordur nedir içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor, hiçbir şey bana keyif vermiyor. kırtasiyeler çoktan gözden çıkartmış 2009'u, 2010 takvim ve ajandalarının reklamını yapıyorlar; halbuki yıl "abi o değil de yılbaşında ne yapıyoruz?" sorusunun ilk sorulduğu gün biter benim için. bari kalan ayları düzgün yaşayalım diyeceğim, olmuyor; zira aylardır sabırsızlıkla beklediğim 29 ekim tatili ve istanbul ziyaretinin bile hevesini kaybettim. artık ne yapayım kaderime razı oldum, hayatıma girecek keyif verici madde ya da insanları bekliyorum. hangisi önce gelirse.
Saturday, October 17
Wednesday, October 14
That's Not Art
bu blog, iki fotoğraf çekip altına kendilerince çok şey ifade ettiğini düşündükleri saçma sapan sözler yazan 'tasarımcı' gençliğe gelsin. müthiş.
http://pseudomeaningful.tumblr.com/
tabiki yine nikopol keşfetti. onun keşifleri üzerinden prim yapmaya çalışıyorum evet.
http://pseudomeaningful.tumblr.com/
tabiki yine nikopol keşfetti. onun keşifleri üzerinden prim yapmaya çalışıyorum evet.
Tuesday, October 13
Saturday, October 10
skywater
buraya aslında küçük bir kız çocuğuyla oğlan çocuğununsaf arkadaşlığını resmeden bir fotoğraf koymak isterdim
ama olmadı, bununla idare edin.
'mahalle arkadaşı' kavramını bilecek kadar eski bir nesildenim. bizim mahallede ötüken parkı basketbol potalarının olduğu yerdi ben küçükken, 'bizim oğlanlar' basketbol oynar ben de onları izlerdim. klasik etrafında bin tane erkek arkadaşı olan 'kanka' kız hikayesi. bu mevzudan prim yapmaya çalışan kızların da hastasıyım. "ben erkeklerle daha iyi anlaşıyorum yeaaa". aferin sana da, hayatının hiçbir döneminde bir kızla dostluk kuramadıysan bir sıkıntın var bir kere, bunu kabullen. kesinlikle karşı cinsten çok yakın arkadaşları olması insanın müthiş birşeydir, ben erkeklerle ilgili pek çok şey öğrendim erkek-arkadaşlarımdan fakat küçükken göte benzediğimiz için erkekler sadece arkadaş olmak için yanımıza yaklaştı diye de "ben hiç kız gibi değilim adamım bak bütün arkadaşlarım da erkektir zaten çok kafayım yani bir bilsen" tripleri yapmak komik ve gereksiz oluyor biraz, yapmayalım.
işte o bebelik tayfasından bir arkadaş 3 sene önce amerikaya gitmiş ve birtakım sorunlar yüzünden tatil için bile türkiyeye dönememişti. 1 hafta önce msn "ben türkiyeye geliyorum kimseye söyleme annemlere süpriz yapıyorum", perşembe günü telefon "geldim". lise 3te yabancı dil seçtiğimden misafir öğrenci olarak okuduğum saçma okulun dibinde ptt olduğundan aynı şehirde olmamıza rağmen mektuplar yazdığım adam, maçlardan önce formasına gözkulak olduğum, ısınma hareketlerinde bacağını kaldırdığım adam, elektronikada havuzun yanında saatlerce beraber dansettiğim ve beni bilmeden "kesin havuza düşecek. şimdi girecek havuza. havuza girmeye kalkarsa bittik" diye triplere sokan adam. şimdi amerikada yolda yürürken bir fotoğrafçıyla tanışıp modellik yapmaya başlamış, evlenip boşanmış, evini new yorktan miamiye taşımış adam. o federallerin bir yanlış anlaşılma yüzünden evini basışını, green card mülakatında başına gelenleri anlatırken heyecanlı heyecanlı; ben sessizce çay fincanı içindeki kırmızı şarabımı yudumladım. "yorgun musun sen?" dedi. "düştüm" dedim. o anladı.
işte o bebelik tayfasından bir arkadaş 3 sene önce amerikaya gitmiş ve birtakım sorunlar yüzünden tatil için bile türkiyeye dönememişti. 1 hafta önce msn "ben türkiyeye geliyorum kimseye söyleme annemlere süpriz yapıyorum", perşembe günü telefon "geldim". lise 3te yabancı dil seçtiğimden misafir öğrenci olarak okuduğum saçma okulun dibinde ptt olduğundan aynı şehirde olmamıza rağmen mektuplar yazdığım adam, maçlardan önce formasına gözkulak olduğum, ısınma hareketlerinde bacağını kaldırdığım adam, elektronikada havuzun yanında saatlerce beraber dansettiğim ve beni bilmeden "kesin havuza düşecek. şimdi girecek havuza. havuza girmeye kalkarsa bittik" diye triplere sokan adam. şimdi amerikada yolda yürürken bir fotoğrafçıyla tanışıp modellik yapmaya başlamış, evlenip boşanmış, evini new yorktan miamiye taşımış adam. o federallerin bir yanlış anlaşılma yüzünden evini basışını, green card mülakatında başına gelenleri anlatırken heyecanlı heyecanlı; ben sessizce çay fincanı içindeki kırmızı şarabımı yudumladım. "yorgun musun sen?" dedi. "düştüm" dedim. o anladı.
Wednesday, October 7
Aristocrat Eyeglasses
bu gözlükleri tüm karizmasıyla taşıyabilecek adam istiyorum yanıma.
(bu kadar esmer olmasın ama)
(bu kadar esmer olmasın ama)
"önce gözlüğü gözüme, sonra seni koluma takarım" iddiasında olanlar şurdan satın alabiliyorlar.(gözlükleri)
Tuesday, October 6
ya sabır
"they people don't social people. they are a robot people" diye cümle kuran öğrencilerim söz konusu olduğunda sabır taşı kesilen bünyem acısını özel hayattan çıkartıyor olmalı ki ikili ilişkilerde dünyanın en sabırsız insanıyım. bir şey istiyorsam hemen olmasını istemekle kalmıyor, istediğim zaman olmazsa anında soğuyorum mevzudan. göz göre göre de uzun vadede çok daha başarılı sonuçlar alabileceğim olaylara kısa süreli tatminler için balıklama dalıp tüm hevesimi kaçırıyorum. hep self-aware olmakla övünen bir insanım ama böyle bile bile ladesler de artık canımı sıkmaya başladı; işbu yüzden radikal kararlara koşuyorum. bir olay var kişisel sınırlarımda müthiş sabır örneği gösterdiğim, eğer onun sonu düzgün bir yere varırsa "sabrın sonu selamet" diye post yazıp başarı öykümü herkesle paylaşacağım. yok yine elime alırsam da yüzümü batıya döner "life is too short to waste your time waiting" diye post yazarım, yanına da artistik bir fotoğraf ekledik mi olur sana koy götüne gitsin havaları reloaded ordan durumu kurtarmaya çalışırım artık ne yapalım.
there she was just walking down the street
* avrupa birliğine uyum yasaları kapsamında, türk insanına yolda yürüme dersi verilmesini istiyorum.
* yolda yürürken önünüzden yürüyen kızın güzelliğini karşıdan gelenlerin bakışlarından anlama diye bir olay var. geçen öyle bir kızın arkasına düştüm, aman allahım her geçen kitleniyor. hayır o durumda önüne geçip mal gibi arkana da dönemiyorsun. bu merakla yaşadım tüm gün.
* resim çantasını takıp yolda yürüdüğünde kendini van gogh zanneden güzel sakatlar fakültesi öğrencilerine ilkokulda taktığımız beyaz resim çantasına geri dönmelerini tavsiye ediyorum. bence baya süpersonikti o çantalar, hem old school falan ordan yardırırlar karizmayı.
* her sabah önünden geçerken hostanın amerikan fast food zincirlerine uyup açtığı dondurma standını görüp, kabullenemiyorum. ayrıca merak ettiğim bir şey var, çocuklara küçüklüklerinden itibaren döner tanıtılsa fast food olarak, ne bileyim mcdonaldsın united colors of benetton çocukları gibi kürtler ermeniler türkler birarada hosta döner yiyor türkiyeye barış geliyor temalı reklamlar falan yapılmış olsa bile çocuklar anneeeaaaaa hamburgeeaaar diye ağlar mıydı yoksa döneri türk fast foodu olarak geliştirebilir miydik? bence baya kaçırılmış bir fırsat.
* yolda yürürken önünüzden yürüyen kızın güzelliğini karşıdan gelenlerin bakışlarından anlama diye bir olay var. geçen öyle bir kızın arkasına düştüm, aman allahım her geçen kitleniyor. hayır o durumda önüne geçip mal gibi arkana da dönemiyorsun. bu merakla yaşadım tüm gün.
* resim çantasını takıp yolda yürüdüğünde kendini van gogh zanneden güzel sakatlar fakültesi öğrencilerine ilkokulda taktığımız beyaz resim çantasına geri dönmelerini tavsiye ediyorum. bence baya süpersonikti o çantalar, hem old school falan ordan yardırırlar karizmayı.
* her sabah önünden geçerken hostanın amerikan fast food zincirlerine uyup açtığı dondurma standını görüp, kabullenemiyorum. ayrıca merak ettiğim bir şey var, çocuklara küçüklüklerinden itibaren döner tanıtılsa fast food olarak, ne bileyim mcdonaldsın united colors of benetton çocukları gibi kürtler ermeniler türkler birarada hosta döner yiyor türkiyeye barış geliyor temalı reklamlar falan yapılmış olsa bile çocuklar anneeeaaaaa hamburgeeaaar diye ağlar mıydı yoksa döneri türk fast foodu olarak geliştirebilir miydik? bence baya kaçırılmış bir fırsat.
Sunday, October 4
Thursday, October 1
kara pipini keserim bebe senin
Subscribe to:
Posts (Atom)


