Sunday, November 15

Amy Adams

voodoo girl's "women I would definitely do" series vol. 18



böyle pazar mı olur

maç yok bir şey yok akşam ne yapacağız? haftasonları böyle bir boş, amaçsız geçiyor gibi maç olmayınca. cumartesiyi kurtarıyoruz da maçsız pazar olmaz olsun!

bunu da istanbuldan dönünce koyacaktım fırsat olmadı. beşiktaş - ankaragücü maçı; ki tam da benim orada olduğum hafta bir ankara takımıyla oynamamız bence baya kozmik bir olaydı. erbo'yla bloga özel foto çektiriyoruz ama dışardan bakanlar ilk kez maça geldiğimizi, o heyecanla biletleri falan objektiflere gösterdiğimizi zannetmiş olabilir.

Friday, November 13

mektup

eskiden 'mektup arkadaşlığı' diye bir şey vardı. misal benim soyadını katiyen hatırlayamayacağım ama kayseride oturduğunu hayal meyal hatırladığım betül isimli bir mektup arkadaşım vardı, mektupları hala kutuda durur. bence bunun artık olmaması baya can sıkıcı 'günümüz çocukları' adına. yemişim teknolojinizi, facebookta dürtüklemekle olmuyor bu işler. şimdi de e-mail var, düzenli yazışmak isteyen ordan da yazışabilir pek tabii ama aynı şey değil. hayır, "el yazısının samimiliği" argumanıyla gelmiyorum; mektup arkadaşlığındaki o bekleyişin e-mailde olmaması canımı sıkan. arkadaşından gelecek mektubu beklerken duyulan heyecandan, aşılanan sabır duygusundan, zarfı açarken yaşanan tatminden yoksun bir nesil yetişiyor teknoloji yüzünden. zaten sokakta misket oynayan da kalmadı öyle çocukluk mu olur diye devam edip iyice yaşlı kafasına girmeden postuma son veriyor, gözlerinizden öperek cevabınızı en yakın zamanda bekliyorum.

Wednesday, November 11

back

yalnız ne ara bu kadar sanal sosyal bir insan olduysam, 'reelden' arkadaşlarımdan bazıları bile "bugün twittera hiç yazmadın ne oldu?" diye telefonlar açtılar şu geçtiğimiz 2-3 günde bana. yaşıyorum gençler, panik yok! okulumda sınav haftası olması dolayısı ile pazartesi sınav yapıp bu 2 gün de mütemadiyen onları okuduğumuz, artı ilk master dersimin bugün başlamış olması ve 4 adet kol gibi makaleyi de son güne bırakmam sebebiyle günlerdir uzağım bu alemlerden. bir daha artı, sosyal bir deney olarak "bir futbolcu ile flört etme" günlerimi yaşıyorum, durumlar şekillenince bunu da ballandıra ballandıra anlatacağım tabii ki.

ayrıca, "sonra o bunu dedi, sonra ben bunu dedim, şimdi neden böyle yapıyor ben hiç anlamıyorum yani ama ilk onun araması gerekir değil mi?" tadında teenager kafaları yaşarken ve bunu da sıkıntı zannederken doktordan gelen "test kötü çıktı, biyopsi yapmam lazım" telefonuyla tam da nada'nın otoparkının kapısında ağlamaya başlamam, gelen ilk tepkinin "kim üzdü seni?" olması çünkü ilişki gibi sikko bir şeyi hayatımızın merkezi haline getirmemiz ama aslında "herşeyin başı sağlık" mottosunun bir tokat gibi yüzüme inmesi diye bir olay da yaşadım; ama bunda da panik yok eğer beklenenden önce ölmeme sebep olacak bir şey varsa ben size pazartesi anlatırım.

döndüm yani.

Saturday, November 7

monsters made me do it

dün akşam tyrada pizza söyleyip film izleriz planları yaparken kadim dostum a_janedoe'dan gelen "shot bardaklarını hazırlayın" telefonuyla ne hallere düştüğümüz tyradesalvonun saat 10 civarı yazdığı "şu saatte o kadar sarhoşuz ki vdgrl aspiratöre çarptı woooohoooo!" tweetinde saklıdır. sonrası nada, hangi akla hizmetse bir de nada shot. bazı insanlara ettiğimi hatırladığım bazı cümleler "çok sarhoşuz kesin gelmen ve bizi bu halde görmen lazım", "maçı beraber izlemeyelim, bu sezon beraber izlediğimiz maçlarda puan alamadık hiç", "bak ama hiç çıkartmadım kolumdan", "(kafa sallama efektiyle) bittim." hesabı kim ödedi, biz nadadan nasıl çıktık gibi sorularıma hala cevap arıyorum. eve dönüş yolunda bence komaya girdim ama sonra telefon çaldı çıktım. o an telefondakine ne dedim bilmiyorum ama 7. caddede seyir halinde olan arabanın camını açıp kusmaya çalıştığımı biliyorum. o içtiğimiz 'şey'i kendi elleriyle yapıp şişelere doldurup a_janedoe'ya vermek suretiyle hırvatistandan buraya kadar gelmesini sağlayan yakışıklı hırvat garsona ve no regrets şarkısının şu kaydındaki "..and I am, I'm doing just fine, thank you very much!" vurgusuna kurban.

Wednesday, November 4

[insert a random demet akalın song here]

şurada peçeteye yazmak suretiyle istekte bulunan tuğçe ve benzeri tüm genç kızlarımız için geliyor; uzun ilişki sonrası nasıl evrelerden geçiyoruz?

denial: hollywood dizi ve filmlerinden öğrendiğimiz listeye göre büyük acılarla başetme evrelerinin ilkidir inkar, yalnız uzun ilişki sonrası kişinin karakterine göre pre-denial süreci olabiliyor. eğer karakter itibariyle 'uzun ilişki materyali' değilseniz, ilk 1 hafta "oh be, unutmuşum bekarlığın ne kadar keyifli olduğunu!" modunda gayet rahat takılmanız mümkün. ben şahsen öyleydim, ancak jeton düştüğü an inkar evresi de başlamış oluyor. sürekli kendinizi, karşınızdakini ve ilişkiyi sorgulamanız, sonucunda da "ya biz nasıl ayrılırız öyle saçma şey mi olur bunca seneden sonra" noktasına ulaşıp eski sevgiliyle irtibat kurmaya çalışmanız olası. bu noktada sürekli yanınızda olup tüm sızlanmalarınızı ve sorgulamalarınızı dinlerken bir yandan da cep telefonunuzu sizden uzak tutan arkadaşlar şart.

anger: biraz vakit geçip de ilişkinin bitişi fiziksel gerçeklik kazanınca, "allah belanı versin" dönemi başlıyor. (ben şahsen default çemkirik bir insan olduğum için bu süreci baya uzun yaşadım, hırsım ne yaparsam yapayım geçmedi.) ilişki ne yüzden bitmiş olursa olsun, karşı tarafı suçlayacak birşeyler mutlaka olduğundan, sabah akşam olanlara lanet edip gereksiz ayrıntıları hatırlamakla geçiyor zaman. ortak sayılabilecek bir sosyal çevreniz varsa, en can sıkıcı şey bir süredir görüşmediğiniz ve birlikteliğinizi bilen arkadaşlarınızın sorularıyla muhattap olmaktır ki ben bahtsız bedevi olduğum için ayrılık sonrası cepa carnevale mağazasında bile "x bey nasıllar" sorusuna maruz kalmış bir insanım. terapisi "koy götüne gitsin" mantığındaki arkadaşlarla demet akalın şarkıları söylenen barlara gitmek.

bargaining: benim bu evrem daha çok şöyle geçti, pazarlığı çabuk bıraktım yani ne olacaksa olsun dedim. bu dönem artık ağlama krizlerinizi durdurmaya çalışmadığınız ve acınızla barışmaya çalıştığınız için üzerinizden büyük bir yükün kalkması açısından sağlıklı bir dönem gibi gözükse de kendinizi acının kollarına bırakma durumu sonraki evrenin gelişini hızlandırıyor. bu dönemde hele de aynı evde vakit geçirmiş bir çiftseniz, abuk subuk her türlü objeden onu hatırlıyor ve ağlamaya bahane buluyorsunuz. benim önerim, karşı tarafın şahsına ait olan eşyaları hemen yoketmeniz, yalnız size ait ama size onu hatırlatan eşyalarla yaşamayı öğrenmeye çalışmanız. çünkü bir süre geçtikten sonra o nesnelere bakıp eskisi kadar kötü hissetmediğinizi gördüğünüz an iyileşme sürecinde çok kıymetli.

depression: bu noktaya en beklemediğiniz anlarda bile gelebilir, kendinizi en "geçti lan artık" hissettiğiniz zamanlarda şapa oturabilirsiniz, dikkat. bu dönemin gelmesine en büyük yardımcılar şurada bahsettiğim tip olaylardır; çünkü öylesine de olsa hayatınıza giren erkekler mal çıktıkça eski sevgilinize olan özlem duygunuz, onun aslında size uygun tek erkek olduğu yanılsaması, artık kimseye güvenemeyeceğiniz için sağlıklı bir ilişki yaşama ihtimalinizin ortadan kalktığı düşüncesi ve muhtemelen yalnız öleceğiniz hissi çoğalır. keyif verici madde ve insan arayışlarına başlayın.

acceptance: bütün bu evrelerden sonra artık ilişkinin bittiği, eski sevgilinin geri gelmeyeceği, gelse de sizin mutlu olmayacağınız düşünceleri kafanızda sabitlendiği anda kabullenme evresinin ilk adımını atmışsınızdır demektir. yalnız yaraların tam olarak sarılması için içinize sinen yeni bir ilişki şart; zira bütün bu evrelerin sonlarına doğru gelirken içinizde baki kalan duygu eski sevgilinize olan aşkınız değil "BEN bunu haketmedim" duygusudur. zedelenen egonuz sizin için değerli bir erkek tarafından tamir edildiği an, hayatınıza devam edebilirsiniz.

sadece bir tane uzun ilişki yaşayarak ancak bu kadar artistlik yapabiliyorum. bir tane daha olsun karşılaştırma şansı bulayım siz beni o zaman görün.

The Beatles Stereo USB Apple

voodoo girl's "bunu yapan insan olamaz" series vol. 10





The unique, apple-shaped USB drive is loaded with the re-mastered audio for The Beatles’ 14 stereo titles, as well as all of the re-mastered CDs’ visual elements, including 13 mini-documentary films about the studio albums, replicated original UK album art, rare photos and expanded liner notes.

herkesin tuttuğu kendine

lafının hastasıyım, aynı zamanda wingman kasım yazıma da başlık yaptım. buyrun.

Tuesday, November 3

çünkü şimdiden özledim


adını googleladım, dedenin fotoğrafları çıktı oh bebek
anladım ki gerçekten mühim bir aile sizinkisi
googlelamak da tam teenager hareketi, kabul etmem gerek
ama uzun süredir hissetmediğim ümitsiz bir aşk benimkisi

Sunday, November 1

4-0 oldu benim oldu

itiraf etmeliyim ki son iki gün yağmurla birlikte gelen soğuk hava ve ankaradan istanbula 45 dakikada gitmişken havaalanından eve 1,5 saatte gitmeme sebep olan trafik dışında bana hiç kötü davranmadı istanbul bu defa. taksi kazıklanması yaşamadım, çok para harcamadım, ordan oraya koşturmadım, korktuklarımla karşı karşıya kalmadım. üzerine erbo'yla inönü hasretimi giderdim, planladığım pek çok şeyi yapamadım aslında ama planlamadan karşıma çıkanlar keyifli günler geçirmeme yetti. bir ıslak hamburger yiyemeden dönmüş olmak, bir de uzun vadede beni kendine aşık etme potansiyeline sahip olduğunu gördüğüm birinin ailesi ankarada yaşarken istanbulda yaşamayı seçmiş olmasıdır an itibariyle içime oturan. mecburen kalkacak, mecburen ankaradaki gerçekliğimize geri dönüp bir süre seyahat etmeme kararı alacağız biz de. adettendir.