Thursday, November 24
Wednesday, November 23
ermeni köpekler kara pipilere maymun der
aslında ne zamandır beşiktaşk ve football is groovy etiketlerini kullanarak futbola dair post girmiyordum zira şikedir soruşturmadır yönetim mallıklarıdır maçları bile görev gibi izler hale gelmiştim ama yurdum insanının beni yeni bir çemkirme yazısı yazmaya itmesi çok sürmedi. malum haftasonu beşiktaş-galatasaray maçı vardı ve maçtan çok tribünler konuşuldu. neden? maddeler halinde yazalım (çünkü çok akademiğim):
1. beşiktaş taraftar grubu çarşı, 65. dakikada van'a yardım amaçlı üzerindekileri bir bir çıkartıp sahaya fırlattı. tepki ne oldu? show yapmışız, böyle şeyler gizli kapaklı olurmuş basın çağrılarak olmazmış işimiz gücümüz reklammış vs. çarşı'nın diğer tribün gruplarından farklılığı ve geldiği nokta üzerine yazılabilecek her şey şu yazıda yazılmış olduğundan o konuya girmiyorum. vefakat kendisi bugüne kadar sosyal sorumluluk projeleri üzerine kılını kıpırdatmamış insanlar/taraftar grupları mümkünse bu gibi konularda hassasiyeti açık olan çarşı konusunda yorum yapma hadsizliğine düşmesin. adama "haydi çarşı show yapmış olsun; peki sen ne yaptın?" derler ve kuzuların sessizliğiyle üzerler.
2. gereksiz vakit geçirme çabalarıyla sinir bozan eboue, taraftarın tepkisini çekti ve sahaya maddeler yağdı. burada "yok o da vakit geçirmeseydi, yok sahaya madde atılmasaydı" tipi tartışmalara girmeye niyetim yok. sahada tahrik edici hareketi olan her futbolcu bir şekilde tribünden tepki yer; ve tabii ki bu tepkinin sahaya madde atma şeklinde gösterilmesi yanlıştır. fakat galeyana gelen tribünlerin "fuck you eboue" diye bağırmasını maymun diye anlamak, buradan da beşiktaş taraftarını ırkçılıkla suçlamak düpedüz beyin hücresi eksikliği. araştırmacı gazetecilik yeteneklerimi kullanarak olaydaki saçmalık boyutlarını tek tek sorguluyorum:
- "fuck you" nasıl maymun diye anlaşılır? anlaşılan "monkey" denmiş olması mıdır yoksa maymun sesi çıkarıldığı mı düşünülmüştür? galatasaray'ı fatih terim'in yönettiği göz önünde bulundurulursa ingilizce seviyesinin bu olması hoş mu görülmelidir?
- tepkiyi çeken futbolcunun zenci olması nasıl hemen zenci ırkçılığına bağlanır? bu bağlamda, bir futbolcu tepki gördüğü an ne yaptığından ziyade rengine bakılarak ırkçı suçlamaları yapılması aslında kimi ırkçı yapar? (burada çok felsefik yaklaştım gözlerden kaçmasın).
- türkiye'de bilmediğimiz bir zenci ırkçılığı mı mevcuttur? beşiktaş taraftarları zencilere ırkçılık yapıyorsa pek çok sembol beşiktaş futbolcusunun zenci olması neyle açıklanabilir?
demem o ki insan fanatik olunca "karşı taraf"a neresinden vuracağını şaşırıyor; normaldir. yalnız diyarbakırspor'a pkk tezahüratlarıyla maç yaptırmayanların, beşiktaş'a "ermeni köpekler beşiktaş'ı destekler" diye bağıranların ülkesinde zenci ırkçılığını konuşmak en hafif tabirle olayı götünden anlamak oluyor.
Sunday, November 20
endoskopi for dummies
![]() |
| adam haklı beyler. |
işbu yazıyı yıllarca mide bulantısından neler neler çekmiş ama korkusundan endoskopi yaptıramamış bir insan olarak yeni nesillere örnek olmak, yol göstermek amacıyla yazıyorum. yaş 30a geliyor diye yaptırdığım kan testinde bile midede birtakım sıkıntılar, B12 eksikliği falan çıkınca artık korkunun ecele faydası yok dedim, gittim gastroendskjshfkjsloji bölümüne ama içten içe ulan sırf kan testine bakarak ilaç yazar mı acaba, endoskopi yaptır demese ya falan modundayım. neden; çünkü endoskopi denen şey herkes "5 dakikalık iş, uyuyorsun zaten" falan demesine rağmen benim gözümde bambaşka. ya uyuyamazsam? ya uyur da boruyu mideden çıkartırlarken uyanırsam? ya uyur gözükür ama aslında her şeyi hissedersem (niptuck izleyicileri o korkunç bölümü hatırlayacaklardır)? ama doktor bey kalkıp "artık bakılması lazım, vitamin eksikliği ileride büyük sıkıntılara yol açabilir" deyince kuyruğu sıkıştırıp aldım randevuyu. ondan sonrası hemşire gelir beni bekleme odasından alır, benim elim ayağım boşalır, hemşire damar yolu açar, ben sırf damar yolu açılırken kendimi o kadar kasarım ki daha ilaç verilmemiş olmasına rağmen bayıldığımı sanarım, hemşire beni sedyede tor tor tor endoskopi odasına götürür, diğer hemşire burnumdaki bantı neden taktığımı sorar, ben "yatar pozisyonda nefes alamıyorum da" derim, sonra gözümü tekrar ilk odada açarım şeklinde. gerçekten hiç bir bok hatırlanmıyormuş ki dostlar! allahım nasıl bir mutluluk. ben kendimi çok ayık ve uyanık zannettiğim o endoskopi sonrası 1-2 saat sevgilime "ex atmış gibiyim dans etmeye gidelim" mi dememişim, sedyedeyken üzerim giyinik mi diye örtünün altına baktı diye "burada seks yapacak değiliz" mi dememişim onlara girmiyorum. demem o ki endoskopi yaptırması gereken ama korkan arkadaşlar varsa aranızda; acımıyor ki acımıyor ki!
Wednesday, November 16
modern talking
ilhamımı kadim blogger jelatin'in izmir üzerine yazdığı yazıdan aldığımı belirterek başlayayım. ülkemizde özellikle islamcı bir partinin tek başına iktidar olarak gücünü artırmasından sonra bir "modernlik" safsatası aldı yürüdü malum. modernlik tanımımız da şu: burası o kadar moderndir ki istediğimi giyerim kimse laf etmez. kafadakı sığlığa gel. istediğini giymek en temel hak; ama biz bunu bir şehir ya da bir toplum için artı değer olarak görüyoruz. artık ne kadar sikik durumdaysak oradan hesap edin. bir insanın "en iyi özelliğim dürüst olmam" demesi gibi. ulan o zaten olması gereken şey neyin havasını atıyorsun? demem o ki kalkıp modernlikten bahsedeceksek daha yememiz gereken kırk fırın ekmek, giymemiz gereken kırk parça mini etek var. "mini etek giydiğimde tek laf eden olmuyor" ölçütündeki inanılmaz mantık hatası da zaten o tek laf edilmeyen yerlerde bile göz tecavüzüne uğramak; ama mini etek giyen gerçekten tecavüze uğradığında mini eteğin tahrik edici unsur olarak görüldüğü bir ülkede göz tecavüzünü tacizden sayma lüksümüz yok tabii.
o "modern" denilen izmir'de bayramın birinci günü şortla koşuya çıkan erkek arkadaşıma "bugün bayram, müslüman bir ülkede böyle giyinemezsin" denildi; onu da not düşelim.
Wednesday, November 2
ooo beko
yavaştan planlar yapılmaya başlanmış olsa da ingiltere büyükelçiliğinden "evlilik işlemleriniz için arıyorum" telefonu gelene kadar pek ayıkmadığım evlenme işinde önemli bir adımı bugün hallettik: beyaz eşya alışverişi. kısa süreli ev döşemek çok kolay dostlarım, her şeyin en ucuzu olsun zaten 2 sene sonra satılacak kafası. yine de olmuşken düzgün olsun diye arçelik-beko ikilisine bakalım dedi annem, zaten aynı şirket seç birini. seçtim elbet, ama "bir dünya markası" olduğu için değil; bizim için hala "bir beşiktaş markası" olduğu için. hey gidi.
Thursday, October 13
vitamini kabuğunda
erkeğin aklı genelde sikinde derler tamam ama, manitamın ingiliz olduğunu duyunca daha adını bile sormadan "sünnetli mi?" demek nedir lan? ne kıymetli malınız varmış anasını satayım her konuşmanın odak noktası. hayır bir de o bilgiye ulaşınca ne olacak, o cevaba göre konuşmanın kalanına nasıl yön verecek, iki türü ayrı ayrı tecrübe etti de akıl mı verecek, ne yapacak belli değil. garipsiniz vesselam.
![]() |
| sünnetli - sünnetsiz fark etmez. |
Tuesday, October 4
kendinize "forever alone" kafası yapmadan önce bilmeniz gereken üç şey
bir: 2-3 sene süren ilişkiler yaşadıktan sonra yalnız kalınıp onunla bununla gezilen ama kimseye bağlanılamayan döneme rebound denir; forever alone değil. yani uzun ilişki bitiş acısı çekerken içinizden gelmeyen şeyleri çok yalnız ve cool olmanıza değil, kuyruk acısına bağlarsanız daha gerçekçi olur.
iki: etrafta doğru düzgün adam olmadığından ya da düzgünü size denk gelmediğinden sevgilisiz olmaya abazanlık denir; forever alone değil. yani "yanıyorum, kurudum, duvarlara tırmanıyorum" deyin canımı yeyin ama "hayat tarzım böyle yani forever alone bir insanım" derseniz kalp kırarım.
üç: hayatını sosyal paylaşım sitelerinde ve televizyon izleyerek geçirip evden çıkmamaya asosyallik, ya da iyi tarafıma denk gelirseniz depresyon denir; forever alone değil. yani siz mahallenin delisi kedili teyze olmanın pratiğini yaparken etraftan yalnızlıklar kraliçesi muamelesi beklerseniz daha çok beklersiniz.
durum budur.
Wednesday, September 28
kızlar çok rerörerö
şu hayatta ilişkiler üzerine kelam eden herkesin lafını en azından saygıdan bir kez dinleyeceksek benim demet akalın'dan alıntılayıp yaşlı kafa sallamasıyla tabii tabii tepkisi vereceğim en güzel laf "herkes hak ettiği gibi yaşıyor" olacaktır. ikili ilişkilerde ters giden, damara basan, insanda sinir bırakmayan bir hareketi varsa karşı tarafın, ve ben de o karşı taraftan şikayet eden birini duyarsam aklıma hep "e sen de öyle alıştırmasaydın o zaman" demek gelir; diyemem. yani eskiden böyle yuvarlak masalarda toplanıp afili aşk ve seks hayatlarımızı konuşurken öyleydi en azından. işbu "herkes hak ettiği gibi yaşıyor" denkleminin kadın tarafını koyduğum yer genelde budur, adamın kıskançlığından / sinirliliğinden / seni kısıtlamasından falan şikayet ediyorsan önce dönüp bakacaksın ben ilişki boyunca bunları nasıl tolere ettim.
denklemin erkek tarafıyla muhatabım ise ikili ilişkilerden ziyade "kız genellemeleri" hususunda gerçekleşiyor ve doğal olarak öyle tiplerin ağzına ağzına vurasım geliyor. misal; kızların para yemesi mevzusu. yoktur demiyorum, elbette vardır erkeklerle para için birlikte olan kadınlar, ne bileyim sürekli hesabının ödenmesini isteyen, bu tip maddi etkileri olan hareketlerle erkeklere "lan ben kaz mıyım" hissi yaratan kadınlar. vefakat adama sormazlar mı kaz değilsen neden yolduruyorsun kendini arkadaşım diye. baktın kız paranın peşinde; çek git. hem erkekliğini para harcayarak hissetmeye çalışacaksın, hem de para harcatan kadından şikayet edeceksin. onu hiç yemiyoruz biz.
misal iki; kadınlar evlilik delisi mevzusu. yok demiyorum, bizzat tanıyorum ben de öylesi aman ne yapsak da adamları kafeslesek modundaki kadınları. ama canım kardeşim, pek sevgili karşı cinsim, "ibrahim tatlıses kafaya darbeyi yedi ya evlilik kararını nasıl kolay aldı ehi ehi" seviyesindeki esprilerinizi sosyal mecralarda paylaşmadan önce fındık kadar amını sakındı diye kıymete bindirdiğiniz, namuslu bilip evlenilecek kız kategorisine soktuğunuz kızları bir düşünseniz. o kadar rahatsızlık veriyorsa; evlilik delisi kadınla gezme, bırak, çek git. hem kendi bokunu bile temizlemekten aciz ol, anneciğinin verdiği hizmeti verecek kadın arayışın hiç bitmesin; hem de orada burada kadınlar evlilik delisi. onu da hiç yemiyoruz biz.
şimdi o taşakları yavaşça yere bırak ve hak ettiğin kadınlarla, hak ettiğin gibi yaşamaya devam et.
![]() |
| gücüne mi gitti? |
özledim teninin kokusunu özledim
voodoo girl's groovy life başlığına yakışır "geçen şunlar oldu şunu yaptık buraya gittik böyle de komik şeyler öpt by" tadındaki yazılarımı özledim. arz ederim.
Friday, September 23
Subscribe to:
Posts (Atom)






