Thursday, May 29

threesome

sabah sabah voodoo girl: hani her sabah okula veya işe giderken yolda gördüğünüz insanlar vardır ya. o insanlarla arkadaşmışım gibi hissediyorum. bugün mesela bitanesinin yanında ilk kez bi kız gördüm, "vay sevgili yapmış kerata" diye sevindim kendi kendime.

bahtsız bedevi voodoo girl: daha önceki bir kaç postumda da belirttiğim gibi 2004 yapımı entourage dizisinin sıkı bir takipçisiydim bi süredir. nip/tuck'tan ve sex and the city'den beri tek bölümünü kaçırmadığım tek dizi olmuştu. ve tabiiki ne oldu, pazartesi günü normal saatinde izleyemeyip gece tekrarını izleyeyim derken sevdiceğimin kollarında bulduğum huzurla uyuyuverdim. ve tabiiki neymiş, izleyemediğim bölüm finalmiş.

çarşı voodoo girl'e de karşı: iki gündür bu konuyla ilgili yazı yazmayı düşünüp vazgeçiyordum. çarşı grubu, beşiktaşlılıklarından öte, sosyal içerikli mesajlarıyla ve örneğin 2003 sezonu gençlerbirliği maçının bilet fiyatlarına nazaran ürettikleri "ben beşiktaş aşığıyım para pulu neyleyim / 30 milyon vereyim de cavcav'ı da skeyim" tipi yaratıcı tezahüratlarıyla beni gülümsetmiş bir gruptur. bu son gelişmenin asıl sebebi nedir, kapılar arkasında neler döndü- bunları üniversite yıllarımdaki anadolu beşiktaşlılar derneği ve unibjk gruplarıyla yaşadığım olaylardan beri taraftar gruplarından uzak duran bir insan olarak bilmem ve yazmam mümkün değil. dolayısıyla bu mevzunun sebebiyle ilgili görüşlerimi Cem Dizdar röportajından yapacağım alıntılarla göstermek en doğrusu gibi geldi.

"...İrili ufaklı grupların oluşturduğu o büyük grubun yönetimle kurduğu ilişki, duygusal ve fiziksel ilişki birkaç kere kırılmaya uğradı. Sorunlar da oradan çıkmaya başladı. Özellikle Sinan Engin’in menajer olmasıyla başlayan süreçte ’100 yılın hesabını ver’, ‘Çarşı Sinan Engin’e karşı’ gibi pankartların açıldığı maçtan sonra Beşiktaş tribünleri sağdan ve soldan bir çatlama yaşadı. Yönetimin Sinan Engin tercihine itiraz eden insanlarla, bu duruma kayıtsız kalanlar arasında bir gerilim oldu. Bundan sonra toparlanması zor oldu. Yani o tribün duygusunun yeniden toparlanması zor oldu. Ve o tribünden bazı insanların tesislerde çektirdikleri fotoğraf, tribünde bir hayal kırıklığı yarattı. İnsanlar Çarşı’nın karşı koyan, itiraz eden tavrını çok sevdikleri için o görüntü iyi gelmedi insanlara. Bir duygu kırılması, bağlılık kırılması yaşandı ve insanlar hafifçe birbirlerinden ayrılmaya başladılar.

Süleyman Seba dönemi, Türkiye’nin bir geçiş dönemine denk gelen ve hâlâ eski değerler, insana dair değerlerin takım gibi algılanmasına neden oluyordu Beşiktaş’ın. Daha arif bir karakteri vardı, daha kalender bir takımdı, daha mahalleye dair değerleri temsil ettiği düşünülüyordu; öyle algılanıyordu (...) O aykırı olma, kenarda kalma ve kenardan merkeze doğru gitme halinin temsilcisiymiş gibi göründü Beşiktaş; bir anlamda da öyleydi. Modern futbolun tezlerine de itiraz eden bir yerden konuşuyordu Beşiktaş. Çünkü hayatın bir sürü alanını nükleer savaşa, ormanların yakılmasına, Kürt sorununa, küresel ısınmaya, Ermeni meselesine sokaktaki insan gibi daha duyarlılıktan devşirerek tarifler yaratan grupmuş gibi algılandı. Bana göre öyleydi de.

Haliyle o gruba kimliğini veren, karakterini veren şey sadece Beşiktaşlı olmaktan kaynaklanan bir şey değildi. Tariflerini de kendisi belirlemişti. Yani Beşiktaşlı’nın ne olduğunu, ne olması gerektiğini belirleyen oradaki ortak duyguydu. Herkesin kendisini o duygu içinde iyi hissettiği bir hal oluştu Beşiktaş’ta. Fakat hayatımızın her alanında olduğu gibi tüketim toplumunun bir nesnesi olmamamız meselesi bu toplum içinde de hakim oldu. İnönü Stadı güzel bir staddı, anlamlı bir staddı, bunu yıkıp yerine kocaman bir stad yapmanın, beton ve çelik demirlere çevirmenin bir anlamı yok demek, muhafazakar bir şeymiş gibi algılandı.

Beşiktaş bütün bu futbolun vahşiliği ve acayipliği içinde insana dair değerleri temsil eden takım gibi duruyordu. Şimdi bu yeni yönetim hareketleriyle birlikte bu da kırılmaya uğradı. Yönetimin “Beşiktaş’ı bir dünya kulübü yapacağız” iddiası, tribünde yaşayan insanların akıllarına ve ruhlarına çok denk düşmedi, uyuşmadılar. Orada bir açı oluşmaya başladı, o açı tribünde de parçalanmaya neden oldu."

No comments: