Thursday, December 10

üçünç

"curiosity killed the cat" özlü sözünü değiştiriyorum bu gece, "boredom killed the cat" olarak. insana neler yaptırıyor kendileri. bakınız işte ben de burdayım.

ilk postum ruhumun derinliklerini ve psikolojik durumumu anlatsın isterim; dolayısıyla çok kısa ve öz olacak.

"spending a saturday night with a refresh button"

buyrun burdan yakın.

şeklinde başlamış bundan tam 3 sene önce blog serüvenim. döndüm baktım, 1. yaş kutlamasında "yeni başlangıçlar peşindeydim, şimdi kalıcılık peşindeyim" demişim. 2. yaş kutlamasında ise blog yazmakla ilgili meramımı anlatmaya çalışmışım. bu 3. yaş kutlamasında ise edecek bir lafım yok. kalıcı dediğim bazı şeyler kalmadı, blogu okuyan bazı insanlar meramımı anlamadı. ama bu blog 'oldu'. o da bana 'yetti'. "doğum günüm bana geldiğin gündür" şarkısı hepimiz için geliyor, geleneği bozmayalım.

Tuesday, December 8

John Lennon


1940-1980

Sunday, December 6

her genç kızın içinde bir varoşluk payı vardır

google'a maço yazdım bu çıktı.

şurda yeni bir blog açıp "erkekler sorsun, ben içerden bilgi vereyim gençler yolunu bulsun" formatında güzin ablalık yapmıyorsam bunun bir sebebi tribündergideki 'nasıl kız tavlanır?' forumu tadını asla yakalayamayacağımı bilmek, bir diğer sebebiyse hemcinslerimin bazı hareketlerine bizzat bir kadın olarak anlam verememek. böyle kadın - erkek mevzularında otorite gibi davranan, misal ahmet altan tipi insanlardan oldum olası haz etmem zira işin içine insan girdiği zaman genelleme yapmak hata payı yüksek bir hareket oluyor.

başlıktaki önermeyi yapma sebebim ise son zamanlarda gerek yakın çevremde gerek kendimde gördüğüm 'seray sever hastalığı'. yani hiç tarzı olmamasına rağmen birtakım maço tavırların hoşuna gitmesi durumu. hatırlarsınız seray sever hakan altun'la yaşadığı aşkı anlatırken "arkadaşları falan bana yenge diyordu, hiç alışkın olmadığım şeylerdi" gibi açıklamalarda bulunmuştu. şimdi bir aynaya bakıyorum bir de etrafıma, büyürken hayatına baskıcı erkek figürü girmemiş, özgürlüğüne düşkün, kendi ayakları üzerinde duran bir avuç kadın olarak herkes neyin peşindeyse biz de onun peşindeyiz. belli standartlardaki adamlardan medet umuyor, portfolyomuzu ona göre oluşturuyoruz. ama işte an geliyor adam senden "kadınım" diye bahsedince için bir hoş oluyor. bu ne şimdi? cevap veriyorum, woman nature. zamanında buraya pretty woman'ın efsane final sahnesini koyup altına "her genç kızın rüyası" yazarak hepimizin içinde bir parça 'prensim gelsin beni kurtarsın' isteği yattığını kastetmiştim. şimdi iyiden iyiye tecrübe ediyorum ki hemen her kadında o sahiplenilme güdüsünün tatmin edilmesi isteği mevcut.

burda yanlış yorumlanan nokta şu: kadının bu sahip çıkılma isteğini eziklik, zayıflık olarak algılayan, bu yüzden erkeğin belli noktalarda ağırlığını koymasını kendine yediremeyen güç timsali hemcinslerim ve masaya vurdu mu son sözün ona ait olduğunu kanun belleyen karşı cinslerim var. halbuki o sahiplenilme isteği, farkındalık görme isteğinden başka bir şey değil. insanlık olarak aciziz, yapacak bir şey yok. ne kadar donanımlı, ne kadar kendimizi geliştirmiş olsak da ikinci kişilerin bunu görmesi ve takdir etmesi gerek ki bu durumdan zevk alabilelim. dolayısıyla kadın da istiyor ki yanındaki adam 'işte bu elinden tuttuğum kadın benim kadınım' tavrı yaparak neyin ne olduğunun farkında olduğunu ve bundan da memnuniyet duyduğunu göstersin. biz de böylece 'olmuş' olalım.

yalnız ilgiye sevgiye aç zamanıma denk geldiğinden bu 'kadınım' işi hoşuma gitti diye alnımdan falan öpmeye kalkan olursa acımam baştan söylüyorum.

Saturday, December 5

James Franco

voodoo girl's "drop-dead gorgeous" series vol. 28



Selma Blair

voodoo girl's "women I would definitely do" series vol. 19



Friday, December 4

rölanti

belki 2009'un ortasından beri gün yüzü görmediğimden, belki telefonuna mesaj gelince heyecanlanan kadınlara dönüştüğüm yetmiyormuş gibi son 3 aydır böyle olduğum için sinir harbi yaşıyor olmama rağmen durumu değiştirmek adına kılımı kıpırdatmadığımdan, belki aylar önce bize dünyanın en büyük korkularını yaşatan şeyin şimdi yine peşinde koştuğum şey olmasını kabullenememekten bilmiyorum ama hayatımı bir süre rölantiye almaya karar verdim. bir süre dediğim hayrını göremediğimiz lanet yıl defolup bitene kadar işte.

ha böyle konuşuyorum ama olur da falcının dediği çıkar üniformalı prensim yılbaşından önce gelir tutar elimden, o zaman özrümü dilemesini bilirim. ne gelen var ne giden olursa da 2009'u iki büklüm bir yaşlı 2010'u ise capcanlı bir bebek olarak gösteren o oldschool yılbaşı kartlarından bastırır dört bir yana dağıtırım. sözüm söz.

Wednesday, December 2

birbirimizi katiyen anlamıyoruz ama msnde konuşuyoruz

voodoo girl:
ya işte abi yılbaşına kdr ev partisi davetiyesi topluyoruz
sonra evden eve nakliyat yapıyoruz
en temiz plan
bence
Jessica R.:
ev partisi davetiyesi ne lan
bana da al
voodoo girl:
haahahahhaah yani işte duyalım nerde ne var
kırmızı kurdeleli davetiye bastırıyolarmış
:D
allam yaa
ehsauehuasehasuehsaueh
Jessica R.:
heuheueh he tamam kulağım kesik o zmn benim de
yok delikti galiba
voodoo girl:
o ne be




aralık ayını 'msnde ço eğleniyoruz' temasıyla açtım, hayırlara vesile olsun. ayrıca twitterda da belirttiğim gibi bu 'ço' lafı ne ara popüler oldu ben onu kaçırdım. hala 'abi' dediğim için olabilir. köklerine indiğimde lafı ilk kullananın mellö olduğuna inancım tam, böyle de tarihselim.

Saturday, November 28

ellerimi bırak falcı, fal yalancı sen yalancı

hayatında heyecan unsuru olmayan, bunalayazmış 25 yaş üstü çoğu kadının düştüğü fal baktırma sevdasına biz de düştük. kadim dostum aycan "kimseye söyleme şanı yürümesin bize kalsın" diye söz verdirmiş olduğu için adını ve açık adresini yayınlayamadığım yeni falcımız aycana beni fiziksel olarak tarif ettikten sonra çok baskın olduğumu, işlerin benim istediğim gibi gitmesi konusunda hastalık derecesinde takıntılı olduğumu, birinin ahını aldığımı (ben diyordum inanmıyordu kimse) ve bu ahın başka birinden çıktığını, benim de şu an birine ah ettiğimi (gebersin), "hayatta evlenmem" derken kendimden yaşça hayli büyük biriyle beklenmedik bir evlilik yaparak herkesi şaşırtacağımı ve zaten beni ancak o adamın ehlileştirebileceğini buyurmuş. ayrıca kafadan sakatmışım, ama bu bilmediğimiz bir şey değildi. nihayetinde dün nadada aycanın karşısına oturmuş parlayan gözlerle fal hikayeleri dinleyen bir adet ben ve bir adet eskiden erkek olup aşık olduktan sonra dünyanın en karı insanı haline dönüşen arkadaşım haftaya bu kadını ziyaret etme kararı aldık, heyecanlıyız.

Friday, November 27

You're not supposed to swallow your bubble gum

en çok güvenilen insan anketini bugün yapsınlar, seda sayan'ı sollamazsam şerefsizim. hayır sabriyle gerçekten birlikte olma ihtimalimin kafalarda oluşmasını iltifat mı kabul etmeliyim hakaret mi ona da karar veremedim ki daha. ulan keşke fink'i falan koysaydım o zaman tebrik mesajları gelince götüm kalkardı vaaay yakıştırdılar beni yanına falan diye. ama sabri be. yapmayın ağalar!

tatil güncemde ise ilk günü tam da planladığım şekilde bilgisayarımın başından sadece 3 kez (1- yaprak sarmak, 2- odamı toplamak, 3- yemek yemek için) kalkarak geçirişim var. bu depoladığım enerji bana dün akşam itibariyle şehre ayak basan ve ablamın düğününe evinde yaptığı rakıyı getirmekle kalmayıp arkadaşlarıma "bunu istemezseniz kuru da var" diyerek tüm 'çılgın dayı' klişelerine uyan sevgili dayıma ayak uydurmamda çok yardımcı olacak eminim.

zaten tatil en güzel bir şey, şu 4 günü de kazasız belasız geçirip kış uykusuna yatma gücünü kendimde bir bulsam benden güzeli yok.

Wednesday, November 25

voodoo girl baskılara dayanamayarak açıklıyor: flört ettiğim futbolcu kim?

onun ortaları bir tek benim kalbimde gol oldu...