Friday, January 26

let's stop and call it history

her şey "geçmiş" sözcüğünün bizzat kendi morfolojisiyle çelişir şekilde "geçmemiş" olmasından kaynaklanıyor. tam şu an işaret parmağımı doğrultuyor ve "o" diyorum, "herşeyin suçlusu o".

tamam, bizi biz yapan pek çok şeyin geçmişle alakalı olması, çoğu zaman kötü tecrübelerden bile çıkartılan dersler (welcome pollyanna, have a seat please) ve nankörlük etmeyelim, bazen çok da güzel olan anılar var ve bunların beynimizde, kalbimizde ve birtakım diğer organlarımızda iz bırakmış olmalarını inkar etme gibi bir niyetim yok. bu izleri yok etme ve vücuda format atma mevzusuyla ilgili görüşlerimi de daha önce belirtmiştim zaten. ama sorun bu izlerin varlığını ya da gerekliliğini tartışmak değil; bu izlerin şimdiki hayatımızı kontrol etmelerine ne derece izin verdiğimizi görmek ve bu konuda -if necessary- önlem almak. daha da önemlisi, başkalarının geçmişlerinin izlerinin hayatımızı kontrol ediyor olmasına karşı takındığımız tavrı ve almamız gereken önlemleri keşfetmek. ve tam bu noktada yaman bir çelişki içinde buluyorum düşüncelerimi; zira tüm bu izler iz olmaktan öteye geçmiş ve karakter unusuru haline gelmişlerse, bırakın bahsi geçen başkalarını, kendi içimizde bile onlarla mücadele edemeyiz.

ama ben içimdeki superman'i geri getirmek, mücadele etmek istiyorum. zaman dediğimiz şeyin geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek üçlüsünün her elemanına eşit uzaklıkta olan bir kavram olduğunu düşünerek zamanla geçer denen şeyleri zamanın eline bırakmak istemiyorum. eğitimci kimliğimi ön plana çıkartıp tüm zaman çizelgelerini yok etmek, olaylara sadece present noktasından bakmak istiyorum ve daha past simple la başedemezken daha da gerilere gidip past perfect le uğraşmak istemiyorum. dilbilimci kimliğimi ön plana çıkartıp "past" sözcüğüyle "pasteurize" sözcüklerini ilişkilendirip aynı cümlede kullanmak, bu cümlenin syntactic özelliklerini bir bir ortaya dökmek, ağacını çizmek sonra da tüm dalları tek tek kesmek istiyorum.

aslında temel olarak tek bir şey istiyorum.
Let's unwrite these pages and replace them with our own words.

3 comments:

Tyra DeSalvo said...

tum hincimi agaclardan almak ister durumdayim seninle, haberin olsun vudukizim :)

wykka said...

edebiyatçı kimliğimle "şak şak şak" diyorum size burdan.

DoGHo said...

speaking of morphology of words, is it really possible to un-write (or un-do) anything at all?