Saturday, October 10

skywater

buraya aslında küçük bir kız çocuğuyla oğlan çocuğunun
saf arkadaşlığını resmeden bir fotoğraf koymak isterdim
ama olmadı, bununla idare edin.


'mahalle arkadaşı' kavramını bilecek kadar eski bir nesildenim. bizim mahallede ötüken parkı basketbol potalarının olduğu yerdi ben küçükken, 'bizim oğlanlar' basketbol oynar ben de onları izlerdim. klasik etrafında bin tane erkek arkadaşı olan 'kanka' kız hikayesi. bu mevzudan prim yapmaya çalışan kızların da hastasıyım. "ben erkeklerle daha iyi anlaşıyorum yeaaa". aferin sana da, hayatının hiçbir döneminde bir kızla dostluk kuramadıysan bir sıkıntın var bir kere, bunu kabullen. kesinlikle karşı cinsten çok yakın arkadaşları olması insanın müthiş birşeydir, ben erkeklerle ilgili pek çok şey öğrendim erkek-arkadaşlarımdan fakat küçükken göte benzediğimiz için erkekler sadece arkadaş olmak için yanımıza yaklaştı diye de "ben hiç kız gibi değilim adamım bak bütün arkadaşlarım da erkektir zaten çok kafayım yani bir bilsen" tripleri yapmak komik ve gereksiz oluyor biraz, yapmayalım.

işte o bebelik tayfasından bir arkadaş 3 sene önce amerikaya gitmiş ve birtakım sorunlar yüzünden tatil için bile türkiyeye dönememişti. 1 hafta önce msn "ben türkiyeye geliyorum kimseye söyleme annemlere süpriz yapıyorum", perşembe günü telefon "geldim". lise 3te yabancı dil seçtiğimden misafir öğrenci olarak okuduğum saçma okulun dibinde ptt olduğundan aynı şehirde olmamıza rağmen mektuplar yazdığım adam, maçlardan önce formasına gözkulak olduğum, ısınma hareketlerinde bacağını kaldırdığım adam, elektronikada havuzun yanında saatlerce beraber dansettiğim ve beni bilmeden "kesin havuza düşecek. şimdi girecek havuza. havuza girmeye kalkarsa bittik" diye triplere sokan adam. şimdi amerikada yolda yürürken bir fotoğrafçıyla tanışıp modellik yapmaya başlamış, evlenip boşanmış, evini new yorktan miamiye taşımış adam. o federallerin bir yanlış anlaşılma yüzünden evini basışını, green card mülakatında başına gelenleri anlatırken heyecanlı heyecanlı; ben sessizce çay fincanı içindeki kırmızı şarabımı yudumladım. "yorgun musun sen?" dedi. "düştüm" dedim. o anladı.

4 comments:

Hiç kimse said...

Hmm... Bu yazı sanıyorum ki sonradan düzeltilmiş. İlk okuduğum halinden biraz farklı doğru hatırlıyorsam...

Düzeltmek iyidir, boşver :)

Hem ayrıca ben gerçekten çok sevdim, sonu adeta bir Yekta Kopan edasıyla bitirilmiş. Hoş :)

voodoo girl said...

ilk okuduğum hali derken? zira yazıyı yeni yazdım ve yayınladıktan sonra da değiştirmedim.

Hiç kimse said...

Haa, öyle mi ya? Ay rezil oldum valla :).

Ben ilk okuduğumda sanki kelimeler daha farklı gelmişti şimdiki okumama göre. Benim demek ki post ilk çıktığında kafam ya iyimiş, ya da geleceği gördüm. Tehlike.

Affedersiniz efendim o zaman :)

Anonymous said...

lanet olası federaller !