Saturday, January 31

nobody said it was easy

ama no one ever said that it would be this hard da yani. çok bahsi geçen ağrılarla, konuşma bozukluklarıyla ya da ağız içinde çıkan yaralarla değil derdim. zira tahtaya vuralım çok fazla ağrım yok. aslında çok güzel bir örnekle açıklayabileceğim bir ağrı yaşıyorum ama clubber günlerimdeki kötü alışkanlıklarımın bahsinin geçmesine gerek olmadığını düşündüğümden böyle çene gerilmesi ve sürekli sert bir şeyler ısırmak isteği şeklinde bir ağrı diyelim yeter. ben 20lik diş kıvamında bir ağrı beklediğimden bu bana az geldi mutluyum. konuşmam bozulmadı, yaralar da dayanılmaz seviyede değil. ama en büyük sorunum, en beklemediğim yerden vurdu; yemek.

bilenler bilir, zaten genel yemek yeme alışkanlıklarını değiştirmeniz gereken bir sürece giriyor insan tel takınca. mesela çekirdekli hiç bir şeyi ağzıma atamayacakmışım artık. 'kabuklu yemiş' yokmuş. öyle hatır hutur elma ısırmak yokmuş. ısırarak yenilen şeylerde arka dişleri kullanmam gerekiyormuş. ben bütün bu söylenenleri zaten biliyordum. hazırlıksız yakalandığım tek şey asitli içecekleri mimimuma indirme mevzusu oldu.

en büyük problem diye bahsi geçen şey emperyalizmin köpeğiyim kola içmeden yaşayamıyorum değil tabii. bu ilk 3 gün için kıvamlı, yani çiğnenmeden yenilebilecek şeyler yemem gerekiyor. bu da bütün gün için başlangıç çorba, ara sıcak activia, ana yemek patates püresi, tatlı da sütte ezilmiş bisküvi demek oluyor. benim gibi KFClerden, iskendercilerden, dominos pizzalardan çıkmayan bir insan için takdir edersiniz ki işkenceden farksız. telin hangi gün takılacağı bir ay öncesinden belli olduğu için, ayı gibi yemelerimi "tel takıldıktan sonra yiyemeyeceğim aman şimdi yerim ne olacak" meşrulaştırmasıyla iyiden iyiye çoğalttığımdan, muhtemelen kafam kadar olmuş midem neye uğradığı şaşırdı ve beynime deli gibi "sen benimle dalga mı geçiyorsun hacı, bunlar benim tek öğünümde bile bilmemneyimi doldurmaz" siyalleri gönderiyor (bu noktada anatomi bilgisi yetersizliğinden 'bilmemne' kelimesi yerine dişimin kovuğu manasında ama mideyle alakalı tıbbi bir kelime yerleştiremedim. tüm seattle grace doktorlarından özür dilerim). masadaki herkes tavuklar, patates kızartmaları vs yerken sadece çorba içip doymaya çalışmak ne demekmiş, çok iyi anladım. ey rejim yapan hemcinslerim, I hear you!

sözün özü: allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin. amin.

5 comments:

Spicoli said...

"Plicae Gastricae" larimin arasini bile doldurmaz, mütenasiptir sayin Voo Doo.

wykka said...

bu geçici bişi mi şimdi? yoksa tel taktığın müddetçe bir tribeca kahvesi yapamayacak, bir domino's + cnbc-e keyfi yaşayamayacak mıyız?

Enis İnan said...

ye be nolcak ki? (:

Okhy Dokhy said...

dişle birlikte kilo da hallolmuş olur. gerçi kilo probleminin olduğunu da kıçımdan uydurmuş bulunuyorum şuanda. 45 kiloluk kız bile "fazla" der o kiloya da, ondan öyle düşündüm...

voodoo girl said...

spicoli, engin bilgine hayran kaldım.

wykka, geçici yahu haftaya yaparız bişeyler garanti.

enis, canım acıyor ulan ye demesi kolay :)

okhy, ben de olaya öyle bakmaya çalışıyorum ama birazcık yiyebilmeye başlayınca saldırıya geçip verdiğimden daha fazla alacağımı da adım gibi biliyorum yani.

ne zamandır böyle tek tek herkese bişey yazmamıştım ayşe arman mode: on oldum bak.