Monday, October 6

kırmızı bayraklı kız

aylardan hangi aydı hatırlayamıyorum, yine üzücü bir şehit haberiyle çalkalanıyordu ülke. eline bayrağını kapan yollara dökülmüş, arabalarıyla konvoy moduna geçmişti. "halk akıllandı, toplumsal tepki kendini gösterdi" yorumlarına inat, ben bunun çok cibiliyetsiz ve cahilce olduğunu düşünmüştüm o zamanlar. rakı masasında ülke kurtaran ya da takımını şampiyon edenler gibi, bilmediği veya daha da önemlisi hakkında hiç bir bok yapmadığı bi mevzu için, dostlar alışverişte görsün misali 'çok önemsiyorum' pozlarına girmek, bana göre kaypaklığın ta kendisi. iki gün önceki acı olaydan sonra da tecrübe ettiğimiz üzere, haber bültenleri için de vazgeçilmez bir malzeme oluyor vatan evlatlarının vatan için can vermesi. hepimiz üzüldük, ancak ekranlara istiklal marşı fonuyla cenaze görüntüleri döşemek duygu sömürüsünün en aşalığıdır bence.

bir kaç hafta önce okullar yeni açıldığında, yanlış hatırlamıyorsam diyarbakırdan bir haber geldi ekranlara. 5. sınıfa giden bir kız çocuğu, köylerindeki okula öğretmen gönderilmediği için köyün küçük çocuklarını toplamış onlara okuma yazma öğretmeye çalışıyor. kıza mikrofonu uzatıyorlar, gözlerinden dökülen yaşlar ve ağzından dökülen tek cümle: hiç bir şey istemiyorum. sadece öğretmen göndersinler.

işte senin devletini yıllardır yöneten farklı hükümetler, oradaki insanları insandan saymaz, onlara hizmet götürmezse; iki gün sonra o köye "ben sizi eğitirim" vaatleriyle gelen pkklıya kendini teslim eden ve 5 yıl sonra canlı bomba olarak insanların içine salınan o çocuğu kimse suçlayamaz. yıllardır orada olan azınlıkları geçtim, türkleri bile yok sayan zihniyetin ürünüdür giderek artan terör. dolayısıyla, üç gün sonra gelecek olan "19 terörist öldürüldü" haberine boşuna sevinir insanlar, zira terörist dediğin amip misali - daha da kötüsü 'bölünmeden' çoğalıyor. yurdumun tepkisel insanları da, "en iyi kürt ölü kürttür" faşizmiyle bayrak sallıyor arabalarının camlarından, facebook sayfalarından.


29 Temmuz 2006. Bingöl'ün Genç İlçesi'nde teröristlerin döşediği mayının patlaması sonucu şehit olan Binbaşı Adil Karagöz için ilk tören Bingöl İl Jandarma Komutanlığı'nda yapıldı.Oğlunun şehit olduğu haberini aldıktan sonda iki gündür uyumayan ve iğnelerle ayakta durabilen Fatma Karagöz (60), cenazenin eve getirilmesini beklerken feryat etti. Her şehit cenazesinde 'Vatan sağ olsun' denildiğini belirten Karagöz, "Ben 'Vatan sağ olsun' demeyeceğim. Çünkü bugüne kadar hiçbir şey yapılmadı. Olan bize oluyor, ateş düştüğü yeri yakıyor. Öksüz kalan kuzularımıza (torunları) ben şimdi ne diyeceğim, ne cevap vereceğim? Oğlum şehit oldu içim yanıyor" diye haykırdı.

7 comments:

Mellö said...

Faşizan yorumları skime bile takmayacagımı belirterek;
Eğer bir yerde,savaş durumu yoksa,ne olursa olsun,pkklı başkabişeyli vs vs,bir insanın ölmesi sevindirici bir olay gibi kutlanıyorsa eger,allah belasını versın o memleketin.Bizim insanımız bayılır oturduğu yerden atıp tutmaya;kimsenin ne şartlarda dağlara cıktıgını bilmiyorsunuz,allahaşkına insan aklı alır mı ki,insanlar gönüllü gönüllü dağda yaşasınlar,kadınlar memelerini kestirmek zorunda kalsınlar,vs vs..
orada ölenler de anne evladı,insan,mutant değil.Burada ölenlerde.Vatan sağolmasın efendim.vatan vatan olsun da,gencecik adamları korusun,kardeşi kardeşe düşman etmesin.
Vudugörl,alıyorum ben bi küçük akşama,bekliyorum seni,bu yorum kesmedi beni.

godsyndrome said...

Yazının sonundaki olayın devamı da var vudu (eğer ben karıştırmıyorsam)Başbakan o şehit annesini taziye için aramadı gazeteceilere de "baktım tv'de komutana ters ters konuşuyor işim gücüm yok onu mu arayacağım"dedi sonra da gazetecileri azarladı.(İsmail ağa camiinde öldürülen adam için)"o adam iki üniversite bitirmişti ortalığı karıştırmayın o adam için iyi bir laf edin" dedi.

margo said...

"Savaşı,onun ne olduğunu bilmeyen ve hiçbir zaman ateş altında bulunmayanlar çıkarmış ve sebep olmuşlardır.Savaşın ahlakla ilgili kısmı onu yapan ve yaşayanlarla değil,sebep olanlarla alakalıdır.

Bugüne kadar tüm savaşlarda sadece ve sadece anneler kaybetmiştir.Başka hiç kimseye bir şey olmamıştır.Hiçbir sonuç: annenin mezara kadar devam edecek olan yüreğindeki ateşe derman olamaz.Acı çekmeyen ve çekenlerden haberi olmayan,acıları dindirmenin yollarını aramaz,arasa da doğru şeklini bulamaz." O.Pamukoğlu

ne kdrda haklı söylemiş..şimdi teröristler idam edilsin derken kimse ama hak veremiyor ama..
osman pamukoğlu bi siyasetçi gibi düşünemiyormuş..evet düşünemez elbette.. acaba bir siyasetçi bir günde kendi komutasındaki 15-20 insanı düşman kurşunuyla kaybetmişmi..
bu acılar bu ülkenin acısıdır..
terörden bile rant sağlamaya çalışan siyasetçilerin Allah belasını vermeli..

Vincenzo said...

margo güzel bir sözünü aktarmışsın pamukoğlu paşanın.

bir toprakta devlet düşmanı ve bölücü varsa bunun çözümü savaş, idam, adalet değildir. gayri nizami harptir. bir zamanlar kralı yapıldı bu işin. yıllarca sesleri çıkmadı. işte o zamanlar 1997-1999 yılları arasıydı. pamukoğlu vardı hakkari dağ komandonun başında. sonra çok başarılı olduğu için emekli edildi..

şarbon said...

http://www.tribundergi.com/forum/viewtopic.php?f=12&t=43653

sayfanın sonuna doğru, banner'ın yazısı.

voodoo girl said...

şarbon, okuyamıyorum ben onu. "Yeni bir hesap oluşturmak şu anda mümkün değil." diyor site bana.

şarbon said...

politizede olduğu içindir sanırım. kopyalayalım. o bölgelerde görev almış bir öğretmenin ağzından..

soru geliyor,

"hocam seni yakalamisken birakirmiziyiz hic .... gel bir kahvemizi ic .. anlat hocam bakalim nasilmis oralar .. elimizde bir firsat var ogrenmek istiyoruz harbidende ..

mesela sorun ailelerde mi? yoksa ogrenciler demi? benim duyduklarim cogunlukla anne babalarda diyordu kuzenim .. mesela mardinde millet kurtce konusuyor ana DIL kurtce. Cocuklar Turkceyi 7 yasina kadar filan duymuyor bile.. bu yuzdende okulda filan cok zorluk cekiyorlar ... heleki okula gitmiyen anne babalar ... Turkceyle uzaktan yakindan alakasi olmuyor (en azindan Mardin Kiziltepe hakkinda konusuyorum) ... sorun boyle birsey olabilir mi?

yoksa elinde olan kitaplar veya okula gitmek icin uzun saatler yurumeleride olabilir mi mesela?

uzun lafin kisasi heryerden birsey duyuyoruz goruyoruz ..hocam sende malum ordaymissin zamaninda aciklarsan seviniriz."

cevap

Bahsettiğin Kürtçe sorunu önemli bir sorun. Çocuklar Türkçe'yi bilmeden okuma yazma öğrenmek zorunda kalıyor. Bu sorunu aşmak için okul öncesi eğitime ağırlık verdi bakanlık. Şu an yeterli değil ama hedef 2015 yılına kadar özellikle Doğu'daki ve Güneydoğu'daki tüm çocukların okul öncesi eğitim alarak, Türkçe'yi tam öğrenmiş bir vaziyette ilköğretime başlamalarını sağlamak. Bu başarılırsa handikaplardan biri aşılmış olur.

Elinde kitaplarla okula gitmek için uzun saatler yürüme hayal artık oralar için. Devlet her çocuğu evinden alıp evine bırakıyor. Aktütün'den örnek verilmiş. Orası köy değil, muhtemelen mezradır. Mezradaki okulların hepsi güvenlik nedeni ile kapalı zaten. Köy okullarının da çoğu kapalı yine güvenlik nedeni ile. Bunun yerine taşımalı eğitim uygulanıyor. Çocuklar evlerinden sabah minibüs ile alınıyor, yine akşam minübüsle evlerine bırakılıyor. Güvenli yerlerde kurulan büyük okullarda, öğretmen eksikleri olmadan eğitimlerine devam ediyorlar. Hatta isteyen veli çocuğunu YİBO adı verilen yatılı ilköğretim bölge okullarına yollayabiliyor. Oralara çocuklar pazartesi sabah geliyor servisle, cuma akşam evlerine dönüyorlar servisle. Yatılı olarak okuyorlar, tüm eğitim giderleri, yeme içme masrafları devlet tarafından karşılanıyor. Bu öğrencilere aylık harçlık, giyecek de veriliyor. Bu okullarda da öğretmen açığı falan olmaz. Ha şu olur müzik öğretmeni geç atanır, müzik derslerine başka bir öğretmen girer. Bu Türkiye'nin her yerinde olan bir sorun. Ama ana dersler olan Matematik, Fen, Coğrafya, Türkçe, Tarih vb. derslerin öğretmenlerinde açık çok çok zor olur. Zaman zaman Ankara'nın göbeğinde de olabiliyor o tür açıklar. En kısa zamanda tamamlanıyor ama.

Ben orada yatılı bir lisede görev yaptım. Lisede de durum aynı. İsteyen gelip yatılı olarak kalabiliyordu. İlköğretim öğrencilerine sağlanan imkanlar lise öğrencilerine de sağlanıyordu. Örneğin bizim lisede okumuyor çocuk, başka bir lisede okuyor, bizim pansiyonda kalmaması lazım, çocuk gidiyordu kaymakamlığa ben kalacak yerim yok, köyden geliyorum, orada yatılı okumak istiyorum diyordu, anında pansiyona yerleştiriliyordu. Batıda bunu asla yaptıramazsın. Yürü git derler adama ya da git kendine özel yurt bul derler. Yüksekova'nın çok zenginlerinin çocukları bile bizim okulda yatılı gözükürdü sırf öğle yemeklerini bedavaya yemek için. Batıda buna tenezzül etmez çoğu kimse, başkasının hakkını yediğini bildiği için, ihtiyacı oan birine gitmesi için zorlamaz. Ama orada araya kimler sokulurdu çocuk yatılı olsun da bedava öğle yemeği yesin, bedava takım elbise alsın, aylık harçlığını alsın diye. İhtiyacı olana zaten fazlası ile veriliyorda son model jiple gezen adamın çocuğunu da bunları vermek bizim ağırımıza gidiyordu. Özellikle Batıda çok zor şartlar altında okumaya çalışan çocukların varlığını bildiğimiz için.

Doğu'daki ve Güneydoğu'daki okulların çok fazla ödenek ve personel sorunu olmaz. Devlet politikası gereği, istihdam yaratma amacı ile ihtiyaçtan fazla görevli çalışır buralardaki okullarda. Şöyle örnek vermek gerekirse, bizim okul yaklaşık 1.000 öğrencili bir okuldu. Yatılı idi ama. 24 tane devlet memuru personelimiz vardı, 2 tanede ücretli çalıştırdığımı aşçımız vardı. Batıda aynı şartlarda bir okulda bunun yarısı personeli bulamazsın. 500 mevcutlu bir ilköğretim okulunda 9 tane devlet memuru olan okul vardı hemen yanımızda. Ankara'da aynı şartlardaki okulda 3 adam bulamazsın. Ankara'daki müdür velilerden zorla para toplayıp ücretli personel tutup okulun işlerini yaptırmak zorunda kalır. Bizim okula gelen ödeneği harca harca bitiremezdik ütopik şeyler yaptığımız halde. Sene 1999 bizim okulda batıdaki okullarda olmayan bilgisayar labaratuarı vardı. Okulun parasından yapmıştık. Tüm idari odalarda ve labaratuvarda internet bağlantımız vardı. Daha Türkiye internetle yeni yeni tanışıyordu. Bunları hep okulun ödeneği ile yaptık. Batıda bırakın bunları yapmayı gelen ödenekle telefon parasını ödeyemezsiniz. Bakanlıktan da sık sık yazı gelirdi, ödenek durumunuz kötüyse haber verin ek para yollayalım diye. Fazla fazla gelirdi para.

Ordaki sorun oradaki halkın mantelite sorunu. Oradaki aileler için çocukların bir anlamı yok. Birey olarak değersiz çocuklar. Yapması çok kolay çünkü. Çocukların geleceği diye bir kaygıları da yok. Biz nasıl bir şekilde karnımızı doyuruyorsak onlar da doyurur düşüncesi hakim. Çalışalım, çabalayalım, çocuklara iyi bir gelecek bırakalım kaygısını hemen hemen hiç kimse duymuyor. Aile reisleri çocuklarının perişan olduğunu göre göre İran'dan bir karı daha getirme derdinde, ya da parayı bulunca gidip İstanbul'da falan parayı yeme derdinde. Devlet zaten son zamanlarda yanlış politakalarla oradaki halkı iyice tembelliğe teşvik etmeye başladı. Çocuk parası veriliyor çocuk başına yanılmıyorsam 150 lira. En az çocuğu olanın 6 çocuğu var zaten. 800 lira para ayda. Oralar için çok iyi para. O para ile kendisi zevkine göre yaşıyor, çoluk çocuk ne yaparsa yapsın umrunda değil. Bir de arazinin dönümü başına verilen bir para var. Ordan da yattığı yerden dünya kadar parayı alıyor. Kızını okula gönderenlere verilen para var. Kömür, kuru erzakı falan anlatmaya gerek yok sanırım. Onlar zaten Türkiye'nin her yerinde dağılıyor. Hal böyle olunca insanlar üretmeden yatarak tüketmeye alışınca, gelecek kaygısı gütmeyince ortaya sakat bir hayata bakış açısı çıkıyor. Çocuğun birey olarak zaten hiç bir değeri yok. Okusa ne okumasa ne. Oralarda çocuğun ders çalışması için sağlıklı bir ortamın olmasını beklemenin hayal olduğunu herkesin tahmin ettiğini sanıyorum. İmkan olsa bile bu çocuğa sağlanmaz. Çocuklar elleri iş tutmaya başladığı zaman zaten evin kölesi olarak kullanılmaya başlarlar. Kızlar 10 yaşından sonra evin yemek, temizlik, küçük kardeş bakımı, çamaşır, bulaşık gibi bilimum işlerini yüklenmek zorundadırlar. Erkek çocuklar 10 yaşından sonra para getirecek işlerde çalışmaya başlarlar. Hayvanlara bakarlar, oralarda bol bol yonca ekilir hayvanların beslenmesi için. Onları ekerler, biçerler, samanlığa kaldırırlar. Baba da kahvede oturur öyle. Çay içer, oyun oynar. Zaten mayıs ayından itibaren okullarda erkek çocuğa tek tük rastlarsınız. Hepsi tarlada çalışıyordur. Çocuğu okula yollamamak çok olağan birşeydir orda. Tarla işi falan varken ne işi var çocuğun okulda? Okul karın mı doyuracak sanki düşüncesi hakimdir ve uygulanır.

Durum böyle iken velilerin çocuklarının eğitimi için ek çaba içinde olmadığını da tahmin etmesi güç değildir sanırım. Çünkü mevcut sunulan şartlar bile tam değerlendirilmiyor ki ek çaba neden harcansın. Ama dediğim gibi oralarda da mantelite yavaş yavaş değişiyor. Özellikle iletişim araçları insanların gözünü açmış vaziyette. Feodal yapı yavaş yavaş çatlıyor. Genç anne babalar daha az çocuk yapmaya başlıyor, çocuğunun eğitimi için daha gayretli. Dediğim gibi 2-3 jenerasyon sonra mantelite daha da değişecek. Çocukların bir birey olduğu ve değerli olduğu kabul edilecek, dolayısı ile eğitimlerine de daha fazla çaba harcanmaya başlayacak. Bunlar bugünden yarına olacak işler değil, uzun vade gerektiren işler. Sabırlı olmak lazım, yarının anne babaları olacak gençleri şimdiden çocuk eğitimi konusunda bilinçlendirmek lazım. Bu işe de kızlardan başlamak lazım. Tüm dünyada olduğu gibi orada da hakimiyet kadınlarda :D Adamın 4 karısı vardır belki ama illa birinden acayip derecede tırsar ve ne derse yapar :D