Friday, October 10

marry me


bayramdaki izmir ziyaretim esnasında çok kadim dostlarımdan biriyle buluştum. kendisinin yanında, o an itibariyle yakın arkadaşlarından birine ayarlamayı düşündüğü bir arkadaşı vardı. kız yeni tanışmış olmamıza rağmen neden o çocuğa tamamen yüz veremediği, doktor olduğu için okulda nasıl herkesi küçümsemeyi öğrendiği, uzaktan ilişki yürütülemeyeceği, doktor olduğu için erkeklerin onu nasıl taşıyamadığı, üzerine düşen erkeklere alıştığı için bu yeni çocuğun ilgisiz tavırlarına gıcık olduğu, doktor olduğu için hayatının nasıl herkesinkinden farklı olduğu, 3 senelik ilişkisinden sonraki tüm ilişki denemelerinde adamların tek taşla buna geldiği, doktor olduğu için aslında dünya üzerinde yapamayacağı bir şey olmadığına inandığı gibi ayrıntıları benimle paylaşmaktan çekinmedi. bu noktada kafanızda kızla ilgili "güçlü, kariyer peşinde koşan, kendini beğenmiş kadın" tadında bir imaj oluştuğu kanısındayım. şimdi o imajı unutun. zira yolun sonu noktasında kız evlenmek, işten çıkıp eve gelip kocasına yemek yapıp çocuklarıyla ilgilenmek istediği ve iş yerindeki arkadaşlarıyla nasıl patlıcan yapılırdan öte bir konu konuşmadığı 'simple' bir hayat hayal ettiği beyanında bulundu. ben tabii bir noktada kendimi tutamayıp hem ilişkilerden kaçan, hem de görücü usulü evlenmeyi düşünmeyen biri olarak nasıl evlenmeyi planladığını sordum ve takdir edersiniz ki doktor hanım soruma mantık çerçevesinde bir cevap veremedi. ya da doktor olduğu ve hepimizden üstün olduğu için bir cevap vermiş ama ben anlamamış olabilirim.

şimdiki kurumumda işe yeni başladığımda sınıfımda hayattaki tek amacı koca bulmak olan kızları gördüğümde içine itildiğim düşünceler bu kız sayesinde beni bir kez daha ziyaret etti. kadınların sosyal hayattaki adımlarının geçmişten günümüze "18 ol, evlen", "üniversiteyi bitir, evlen", "üniversiteyi bitir, iş bul, evlen" ve nihayetinde "üniversiteyi bitir, iş bul, kariyer yap, evlen" şeklinde şekillenmiş olması canımı sıkıyor. kimse kadının ekonomik özgürlüğü ve toplum hayatındaki yeri konulu konferans girişiminde bulunmasın, zira 'ultimate goal'u evlenmek olan bi kadının benim gözümde bunu liseden mezun olup yapmasıyla garanti bankası müdürü olup yapması arasında pek bir fark yok. evlenip çoluk çocuğa karışma ve mutlu bir aile kurma hayali (ben sahip olmasam da) yargıladığım bir şey değil elbet; lakin bir kadının hayattaki tek amacı ve mutluluk kaynağı bu ise, üniversite amfilerinde işgal ettiği sırayı diyarbakır'da öğretmeni yok diye ağlayan kıza bırakmasını rica ediyorum.

ya da aynı doktor hanıma dediğim gibi "ben eğlenilecek bir kadın olduğumdan olsa gerek, sizi anlayamıyorum".

4 comments:

ferhat can said...

aklı azalmıştır onun. derin nefes alsın beynine biraz kan gitsin. doktor olmayan yerleri de çalışır belki.

Hiçkimse said...

Hmm, feminizm kokusu alıyorum :). Eh, bunu daha önceden bu blogdan özümseyebildiğim zeka parıltıları,tutku,farkındalık ve nesnelliğin içine katınca hiçte fena bir şey olmuyor. Bir insanın yazdıkları onun ne olduğunu yansıtmaz, onun nasıl birisi olmak istediğini yansıtır.

Diğer taraftan hekim arkadaşın sorunu popüler bir sorun, insanlar ne olduklarının farkına varmadan, olmadıkları biri gibi değerlendirilmek isteniyor. Misal, çok çapkın birisinin, aile babası ve güvenilir insan saygısı görmek istemesi gibi.

Günümüzün kadınlarının çoğu yalnız kalmamak için evleniyorlar ve bu onları daha yalnız yapıyor. Çünkü evlenmek insanın kendi kendisi ile ikileşmesini men eden birşeydir. Evliliğin rengi neden beyazdır ?. Çünkü beyazın üzerine her renk sürülebilir, sadece hangi rengi sürmek istediğini bulmak zaman alır.

voodoo girl said...

günümüzün kadınlarının çoğu erkeklerle ilişkilerindeki son noktayı "mutlu olmak" diye değil "evlenmek" diye belirledikleri için yalnız ve mutsuzlar zaten.

Kroisos said...

ben de sadece feminist theory çalışırken evlilik hayalleri kurarak yuvamın kadını olayım inşallah yarabbim diye fal kapatan bi yüksek lisans öğrencisiyle tanışmıştım...
ambivalence böyle bişi olsa gerek...